22 Temmuz 2016 Cuma

Mükemmeliyetçilik, bir tür rûh hastalığıdır.

Eski bir konuşmamdan alıntı:
Benim mükemmeliyetçilik hastalığı mevzûundaki fikirlerim şunlar:

"Her türlü gelişimin evrimsel olduğunu bilmeliyiz." 

Ya'nî hiçbir şey birden bire güllük gülistânlık olmaz; her şey adım adım, tedrîcî olarak kemâle erer, olgunlaşır. (tekâmül=evrim)
Kendi mesleğimden örnek vermek istiyorum.
Şu ân TTNET'in ve Türk Telekom'un CRM (Customer Relationship Management) yazılımlarını hazırlıyoruz.

Yazılımcılara, kodlamaları gereken modüller "İş Analisti" denilen kimseler tarafından verilir.

İş analisti denen kişi, yazılımcı ile TTNET veyâ Telekom'dan görev atayan müşteri kurum arasındaki iletişimi sağlayan kimsedir.
Şöyle bir iletişim var:
1-İş Analisti, müşteri kurumun (Burada Telekom veyâ TTNET) arzularını dökümanlaştırır.
2-İş Analisti, bu dökümanı yazılımcılarına dağıtır.
3-Yazılımcılar, dökümandaki bilgilere programlarını kodlar.
4-Programlar, "Tester" denilen kimselerce teste tâbi tutulur.
5-Testin ardından "bug, defect, issue, error" gibi türleri olan birtakım yazılımsal hatâlar ile karşılaşıldığında, "Tester" denen kimseler, bu hatâları yazılımcılara bildirir.

6-Yazılımcılar gelen hatâlara göre projeyi baştan inşâa edebilir veyâ çeşitli müdahâleler ile hatâları düzeltir.
7-Projenin testen geçmiş hâli İş Analisti'ne iletilir. Analist, ilk başta yaptığının tersini yaparak, ya'nî bitmiş bir projeyi müşteriye anlatmak endîşesi ile bir döküman daha hazırlar.
8-İş Analisti, müşteriye projenin son hâlini gösterdikten sonra, beğenilmeyen kısımların düzeltilmesi amacı ile, yazılımcılarla tekrârdan irtibâta geçer.
9-Proje, o ânki versiyonun nihâî noktasına (alfa->beta->final) ulaşır.

Bunları neden anlattım?:
Mükemmeliyetçilik hastalığına yakalanmış bir kimsenin alması gereken dersler olduğunu düşündüğüm için.

Çünkü, insân hayâtının kendisi zâten bir inşâa sürecidir.

Hepimiz; karşılaştığımız dertlere, acılara, mutluluklara, zevklere ( cezâ ve ödüllere) göre kişiliğimizi yeniden inşâa eden biyolojik bilgisayarlarız.

İnsân hayâtındaki; dertler, acılar, yazılım dünyâsında bug, error gibi hatâlar olarak kendisini gösterir.

İnsânın beynindeki ödül-cezâ, bilgisayardaki 1 ve 0 (true-false) binary(ikili) kodlarıdır.

Ya'nî , bir yazılım projesi de, bir insânın gelişimi de birden bire mükemmele ulaşmıyor.

Hattâ özellikle Test Driven Development denen yazılım geliştirme usûlüne göre, hatâlar (error, bug, failure, warning) yazılımcının en büyük dostlarıdır. Onlardan gelen geribesleme (feedback) ile yazılımcılar, projede gerekli düzeltmeleri yapar.

Aynen, dertlerin-tasaların bizim en büyük öğretmenlerimiz olması gibi.

Bu yüzden İş Analistinin hazırladığı dökümanın özellikleri şunlardır:
1-Proje geliştirilmeye en basit adımlardan başlanmalıdır. Bu yüzden İş Analisti'nin yazılımcılara verdiği döküman, kat'iyen teferruat içermez, fazla ayrıntıya girmez.
Demek ki, biz de kendi hayâtımızda, ayrıntılar içerisinde boğulmamalı, çözüm odaklı olmalıyız. Analitik düşünerek, önce en basit adımlardan başlayarak problemlere yaklaşmalı ve katre katre çözüme doğru yaklaşmalıyız.

2-Yazılımcılara, çeşitli slogan ve başlıklarda bir misyon yüklenmelidir. Yazılımcılar kendilerini takım gibi hissetmelidir.

Yazılım dünyâsındaki bu misyona, biz günlük hayâtta "ülkü" diyoruz. Nasıl ülküsüz topluluklar, senkronizasyondan yoksun, mefkûresiz yığınlar ise; bir misyon verilmediği tâkdirde yazılımcılar da aynı şekilde işe yaramaz bir yığından ibârettir.

3-Yazılımcılara, insânüstü görevler yüklenmez. Ya'nî her insânın belirli kâbiliyeti, seviyesi, kapasitesi vardır. Projenin çeşitli modülleri, insânların niteliklerine göre dağıtılır. Burada önemli olan, misyon aracılığı ile zâten bu modül geliştiricileri arasındaki iletişimin sağlanmış olmasıdır.

Bu demek oluyor ki, hiçbir insân zâten mükemmel değildir. Mükemmele ulaşmak, bireysel ma'nâda mümkîn değildir, lâkin gerçek bir takım olunduğunda ve takımdaki bireylere kâbiliyetlerine göre vazîfeler dağıtıldığında, bu takım; o ânki mükemmellik kriterlerine göre en yüksek seviyeye yükselebilir.

Mes'ele şu ki, insân sâdece kendi kendisini kodlayan bir bilgisayar değil; fakat aynı zamanda çevredekiler tarafından da sürekli kodlanıyor. Çevredekilerin kodlamalarına, gerektiği yerde karşı koyamayan kimselere "kişiliksiz" diyoruz.

Şimdilik aklıma gelenler bunlar Erbay'ım.
Umarım faydası olur.

2 Ağustos 2014 Cumartesi

93. [İŞ FİKRİ] On ikili bölüşüm

93.1. Aslında iş fikri olmaktan ziyâde, çalışma mantığı fikridir. Bu fikir kısa vâdede zengin olacağını idd'iâ etmeyen, fakât rahat ve yeterli para kazanacağını söyleyen erdemlice bir fikirdir.

93.2. Ama ben "internet cafe"yi iyi bir model olarak gördüğümden, onun üzerinden anlatacağım.

93.3. Diyelim ki, Ankara'nın merkezinde bir "internet cafe" devraldın.

93.4. Günlük ortalama 200 TL kazandıran bir internet cafe, ortalama 60 bin liraya devralınabilir.

93.5. Ama bu yükün altına tek başına girmek ve 12 ay boyunca tek başına sorumluluğu üstlenmek çok zordur.

93.6. O hâlde, kendine 11 adet yoldaş bul. 60 bin liralık sermâye gereği, 5 bin liraya düşsün. riskler 12'ye bölünsün.

93.6. Aylar için kura çekilsin. Meselâ, sana Ocak ayı düşebilir. Başkasına Ağustos ayı.

93.7. Diyelim ki Ocak ayının sorumluluğu sana düştü.

93.8. Sen o ay, internet kafeyi yönetiyorsun ve 3 bin lira net parayı alıyorsun.

93.9. Kalan 11 ay, ne yaparsan yap. İster tâtile çık, ister başka işlerde çalış.

93.9. O ay 3 bin altında da üstünde de gelir olsa, sen 3 bin lira net parayı cebine koyuyorsun.

93.9. Geri kalan para (kâr veyâ zarar) sene sonunda bölüşülüyor.

93.10. Bununla birlikte, senin Ocak ayına âid kirâ-fatura giderleri diğerleri tarafından da bölüşülüyor.

93.11. Onların aylarında da sen kira ve elektriğe katılarak yardım ediyorsun.

93.12. Meselâ dükkanın aylık kirası ve elektrik ile birlikte 1200 TL gider olsun.

93.13. Sana sâdece 100 TL gider parası düşüyor.

93.14. Bu işin zor yanı karşılıklı güven ilişkisi içerisinde olduğun 11 kişi bulmandır.

93.15. Her işin bir zorluğu muhakkak vardır.

93.16. Erdemlice kazançlar dilerim.

31 Temmuz 2014 Perşembe

92. Bir toplumun gelişmişlik ölçütü ne olmalıdır?

92.1. Tabiî ki, erdemli insâna verilen değer.

92.2. Bir toplumda, o toplumun insânına verilen değer ile, o toplumun gelişmişliğinin paralel olduğunu gözlemlemek pek de zor değil.

92.3. Kamyonlarca insânın kurşuna dizildiği, tavuk keser gibi insân kesen cânîlerin olduğu yerlere bakın.

92.4. Bunların sâhib olduğu petrolün veyâhûd satın aldığı teknolojinin hîçbir anlamı yoktur.

92.5. Meselâ Çin, bir devdir ve muhakkak çok güçlü bir devdir.

92.6. Ama Çin, insâna değer vermek, insânın rûhânî yapısının ayırdında olmak bakımından gelişmiş bir ülke değildir.

29 Temmuz 2014 Salı

91. Herkes istediği yoldan gitsin.

91.1. Herkes istediği yoldan gitsin.

91.2. Neyin doğru neyin yanlış; kimin ak, kimin kara olduğunu kâinâttaki en büyük yargıç olan zamân gösterecektir.

90. Doğu Türkistan davâsı İslâmî bir davâ değildir.

90.1. Oradaki kavganın temelinde tabiî ki Doğu Türkistan'ın mâden yönünden zengin toprağı ve coğrafyanın stratejik açıdan önemli olması vardır.

90..2. Mes'ele İslâm ile küfrün mücâdelesi değil, ırkî ve iktisâdîdir. 

90.3. Uygurların İslâm'a sığınması, bir tür ifâde tarzıdır, savunma mekanizmasıdır.

90.4. Ya'nî Uygurların hepsi müslümân değil de, Sarı Uygurlar gibi Budist olsaydı netîce değişmeyecekti.

90.5. Veyâhûd müslümân olmalarına rağmen ırken Türk değil de Han Çinlisi olsalardı, bu tür bir savaş söz konusu olmayacaktı.

90.6. Uygurlar Türk olmasaydı; bu savaş, aynen Hindistan, Tamil ve Kaşmir bölgelerindeki çatışmalar gibi Türkleri alâkadâr etmeyecekti.

90.7. Fakât önemi yok.

90.8. Müslümânlar bu davânın İslâm davâsı olduğunu düşünmeye devâm edebilir.

90.10. Önemli olan onları, Doğu Türkeli'nin bağımsızlığı için kullanabilmek.

89. Nohut unu ve humus üzerine

89.1. Humusu nohut unu ile yaparken, nohut ununu ısıtmana gerek yok.

89.2. Ayrıca karıştıracağın suyu ısıtmana da gerek yok.

89.3. İki yemek kaşığı nohut ununa, bir kaşık tahin, limon yoksa bir çay kaşığı limon tuzu, bir çay kaşığı kimyon, birkaç diş sarımsak yeter.

89.4. Yarım bardak kadar zeytin yağı ve kıvamını bulduracak kadar su ile karıştırıp 5 dakika kadar dinlendiriyoruz.

89.5. Üstüne kimisi zeytin dilimleri ve maydonoz ekler.

89.6. Aş olsun sana.

88. Erdemliler, dünyâya hâkim olacaktır. Buna yürekten inan.

88.1. Eğer bu hakîkatleri bilirsen, Erdemli kimselerin dünyâya hâkim olmasının neden hayâl olmadığını anlarsın.

88.2. Dünyâdaki insânların çokluğu seni yanıltmasın.

88.3. Dünyâ nüfus bakımından kalabalık olsa da, bu nüfusun büyük bir çoğunluğu aklına hayâline gelmeyecek bir yığın sapıklıktan, hastalıktan, boş uğraşlardan, yanılgılardan, korkulardan muzdaribtir ve bundan ötürü robotlaşmış, pasifleşmiş hâldedir.

88.4. Bu dünyâda sapıklığın ve yozlaşmanın pençesinde milyonlarca insan vardır.

88.5. Bunlar zâten kendilerini bitirmektedir.

88.6. Otobüslerde, metrolarda, sokaklarda karşılaştığın insanların birçoğu; (en mâsûmu) ayak fetişisti, mazoşist, pedofil, nekrofil, uyuşturucu bağımlısı, kendisine güvensiz, aşağılık kompleksli kimselerdir.

88.7. Onların çoğu, sıradan insân görünümünde olmasına rağmen, rûhen ve zihnen insân değildir.

88.8. Hele bu erdemsizliklerin bir türü öyle acâibtir ki, ahmak yığınlarının büyük bir kısmında, az veyâ çok kendisini gösterir.

88.9. Bu acâib kimselerin cinsel hayâtı köle-efendi ilişkisinden ibârettir.

88.10. Bunlar eziyet görmediği, küfür işitmediği takdîrde dünyâdan hîçbir zevk almayacak kadar mazoşizmin sınırlarında yaşarlar.

88.11. İşte ahmak yığınlarının, siyâsetçi ve san'âtçı zannettiği kimseleri putlaştırmasının temelinde biraz da, hepsinin şuûraltında bu türden bir cinsî sapıklık yatması vardır.

88.12. Ahmak yığınları da, köle-efendi ilişkisindeki köleler gibi emir almadan hayâttan zevk duymazlar. Büyük bir suçluluk hissi ile dolu oldukları için, sürekli itilip kakılmak isterler.

88.13. Psikiyatrinin bu iğrenç kısımlarından haberdâr olan kimseler için, niteliksiz siyâsetçilerin başarısı pek de şaşırılacak bir durum değildir.

88.14. Narsisist Firavun azarladıkça, köleleşmiş ahmak yığınlarının sert efendi imajı canlanmakta ve bu sert liderin çığlıklarından kaynaklanan şehvet duygusu ve vecdle cezbeye gelmektedirler.

88.15. Bu tür sapkınlıklarla boğuşmayanların büyük bir kısmı ömründe hîç kitap okumamış ve câhildir. Futbol, dîn veyâhûd diğer uyuşturucularla robotlaşmış durumdalardır.

88.16. İşte dünyânın büyük bir kısmı bunlarla meşgûlken, biz çalışıyor olacağız.

88.17. Bu yüzden de kazanan ve bunları yok edip gerçek insânlığı inşâ eden biz olacağız.